hamilelik belirtileri (09.05.2007 - 21:59:32 )
KATEGORI - Insan Yaşam
![]()
Hamilelik (Gebelik) Belirtileri Testleri Testi
Hamilelik (Gebelik) Belirtileri Gebelik`in teşhisi çok kere kolaydır. Ancak başlangıçta daha döl yatağı küçükken bazen anlaşılması güç olabilir. Ancak ilerlemiş hamilelik`lerin bile «ur» sanıldıkları hattâ bu «ur»un çıkarılması için kadının ameliyat bile edildiği görülmüştür, ilerlemiş bir Gebelik`in «ur» sanılması çok kere döl yatağında öteden beri bazı habis olmayan urların varlığı bilinen kimselerde olmaktadır
Eğer bu kimse aynı zamanda çok şişmansa hekimin yanılma şansı artabilir. Dikkatli bir hekimin şişman ve urlu bir döl yatağına sahip bir kadında bile Gebelik`i teşhis edebilmesi gerekir. Gebelik`in tespitinde faydalanılan belirtileri, «kesin Gebelik belirtileri» «kesin olmayan hamilelik belirtileri» ve «Gebelik ten ileri geldiği sanılan belirtiler» diye bölümlere ayıranlar vardır.
A. Gebelik kesin belirtileri:
a) Fetus'un kalp sesinin duyulması ve sayılması. Hekim bu amaçla özel bir dinleme aleti kullanır; Çok kere ancak 18-20. haftalarda anlaşılabilir. Dakikada 120-140 defa attığından annenin nabzından ayırdedilebilir.
b) Aktif fetus hareketlerinin muayene eden hekim tarafından tespiti; Beşinci aydan sonra elin karın üstüne koyulması ile hissedilebilir.
c) Fetus iskeletinin röntgen filminde görülmesidir. Bu belirtilerden herhangi birinin tespiti hamilelik teşhisini kesinlikle koydurur. Ancak dördüncü aydan sonra görülür. Fetusu röntgen ışınına maruz bırakmanın çocuğun gelişimini etkileyebileceği şüphesi mevcut olduğundan çok mecbur kalmadıkça kadın-doğum uzmanları bu yola başvurmazlar.
B. Gebelik `in kesin olmayan belirtileri:
a) Karnın büyümesi;
b) döl yatağının boyutlarının, şeklinin ve kıvamının değişmesi;
c) fetus'un içi sıvı dolu amniyon kesesinin sallanması sonucu hissedilmesi;
d) serviksteki bazı değişiklikler;
e) zaman zaman döl yatağı kasıntıları;
f) fetus'un bölümlerinin ayırdedilmesi;
g) Gebelik testlerinin pozitif sonuç vermeleridir. Bu bulgular hamilelik dışı nedenlerle de ortaya çıkabilir.
a) Karnın büyümesi: ilk hamilelik te, karın duvarındaki kaslar daha dirençli olduğundan dölyatağının arkadan dayanması sonucu dışarı doğru az göçeceklerinden ancak ilerlemiş Gebelik ler bu şekilde farkedilebilir. ikinci ve sonraki Gebelik`lerde ise daha erken aylarda bu bulgu ortaya çıkabilir. Karında büyüyen herhangi bir ur da bu genişlemeğe yol açabilir.
b) Döl yatağındaki değişmeler: Döl yatağı zamanla büyür ve ancak üçüncü aydan sonra mesanenin önünde bulunan «semfiz» kemiğinin seviyesinden yukarı çıkar. Ayrıca, kadın-doğum uzmanı yaptığı muayenede yaklaşık olarak altıncı hafta serviksi ve dölyatağının korpus adı verilen kubbemsi bölümünü sert, ikisi arasında kalan bölümü ise yumuşak olarak hisseder. Buna Hegar belirtisi adı verilir. Bazı dölyatağı ve yumurtalık urlarının hekimleri yanıltabileceği ve her rahim büyümesinin Gebelik anlamına gelmeyeceği ortadadır.
c) Herhangi bir plastik torbaya su doldurulsa ve içine, özgül ağırlığı bu suyun içinde dibe çökmeden ama tam olarak batmış bir şekilde yüzmesine elverişli küçük bir cisim koysak ve bu torbayı elimizde tutup sallasak yüzen cisim zaman zaman gelip torbayı tutan ellerimize çarpacaktır. Kadın doğum uzmanı da bu şekilde dölyatağını hafifçe oynatarak bazen içinde ki fetus'u hissedebilir. Karın boşluğunda az miktar su toplanması ile bir arada görülebilen ufak yumurtalık urlarında da bu belirti mevcut olabileceği için bu da kesin olmayan belirtiler arasında sayılmaktadır.
d) Serviksteki değişiklikler: Hamilelik`in ikinci ayının başında serviks yumuşar. Serviks bazı iltihabi durumlarda, doğum kontrolü hapı kullananlarda da yumuşayabilir.
e) Hamilelik te döl yatağı zaman zaman herhangi bir. ağrıya yol açmayan kasıntılar yapar. Hamilelik`in başlangıcında da hissedilebilen bu kasıntılara BraxtonHicks kasıntıları adı verilir. Dışarı akamadığı için içinde kan toplanmış olan dölyatakları bu şekilde kasılabilir.
f) Hamilelik`in ikinci yarısında kadın-doğum uzmanı fetus'u. sertçe bir baş ve gövde bölümleri olarak hissedebilir; bazı rahim urlarının «fetus başı» zannedilerek yanlışlıklara yol açtıkları görülmüştür.
g) Hamilelik testleri; Seken adetin ilk gününden yaklaşık olarak 10 gün sonra doğru cevap vermeğe başlarlar. Zira genellikle çocuk sonunun (plasentanın) salgıladığı koryonik gonadotrofin hormonunun varlığını tespit esasına dayanmaktadırlar ve 1 litre idrar içinde 3.000 ünite gibi belli bir miktara ulaşmadan klasik hamilelik testleri doğru cevap vermemektedirler. Bazı tip kanserlerde de gerek erkekte gerekse kadında bu testlerin müspet sonuç verdikleri de bir gerçektir.
C. Hamilelik ten ileri geldiği sanılan belirtiler:
Bunlar a) adetin sekmesi, b) göğüslerdeki değişiklikler; c) genellikle sabahları hissedilen bulantılar; d) fetus hareketlerinin anne tarafından hissedilmesi; e) vajina'daki renk değişikliği; f) gövdenin belirli yerlerinde, derideki koyulaşmalar; g) idrar zorlukları; h) yorgunluktan ibarettir.
a) Adetin sekmesi: Her kadında zaman zaman adetin bir kaç gün kadar sekmesi olağandır. Ancak bu sekme 10 günü aşarsa hamilelikten şüphelenilmelidir. Bazı kadınlarda hamilelik`e rağmen, çok az miktarda vajina yolu ile kanama görülebileceği bilinir. Halk buna «üstüne görme» adını vermektedir. Bu kanamanın hamilelik`in 40. gününden önce görülmesinin, hamilelik ürününün dölyatağı zarı içine yuvalanmasına bir tepki olduğu iddia edilmektedir. Adetin psikolojik etkiler sonucu veya hormonsal düzensizliklere bağlı olarak da kesilebileceği bilinmektedir.
b) Göğüslerdeki değişiklikler: Çok kere ilk hamilelik te daha çok anlam ifade eder. ikinci ve sonraki hamilelik lerde göğüslerdeki değişiklikler ilkinde olduğu kadar göze çarpıcı olmaz. Hamilelik`in ilk ayında kadın, göğüslerinin sızladığından yakınır; ikinci ayından sonra dokunmakla sertleşme ve meme ucunun etrafındaki koyu halenin daha da koyulaşıp genişlediği, memenin boyutlarının büyümeğe başladığı görülür. Bütün bu değişikliklerin bazı hormon salgılayan yumurtalık urları varken de görülebileceği bilinmektedir.
c) Sabah bulantıları: Çok kere hamilelik`in ilk ayı sonuna doğru ortaya çıkan bu durum genellikle altı-sekiz hafta sonra sona erer. Daha önce başlayıp çok daha uzun süren bulantılara ve kusmalara da rastlanabilir.
d) Hamilelik`in 18-20. haftalarından itibaren anne, çocuğun hareketlerini hissettiğini ifade eder. Bazı bağırsak hareketlen anne tarafından yanlışlıkla çocuk hareketleri olarak yorumlanabilir. Her bulantı ve kusmanın hamilelik`ten ileri gelmediği bilinmektedir.
e) Döl yolu kan damarlarına gelen kan oranı çoğaldığından bu bölge eskiye göre daha morumsu bir renk alır. Üreme organlarına gelen kan miktarını çoğaltan diğer durumlarda da bu görülebilir.
f) Göğüslerin uçlarını çevreleyen hale, göbeğin altındaki normal zamandaki belli-belirsiz olan deri çizgisi hamilelik`te koyulaşır. Bazı kadınların elmacık kemikleri üstündeki ve alınlarındaki deride de koyulaşmalar görülür ki buna «hamilelik maskesi» adı verilir. Bu deri koyulaşmalarının hamilelik dışı durumlarda da görülebileceği bilinmektedir.
g) Büyümekte olan dölyatağı, önünde bulunan mesaneye baskı yaparak hamile kadında sık sık idrar etme ihtiyacının belirmesine yol açabilir. Bazı idrar yolu iltihapları ya da bu şekilde basınca yol açabilen bazı urlar da aynı hissi doğurabilirler.
h) Hamilelik sık sık nedeni bilinmeyen bir şekilde aşırı yorgunluğa yol açmaktadır.
![]()
Hamilelikte egzersiz
Dünyaya yeni bebekler gelirken öncelikle istediğiniz, bebeğin sağlıklı olmasıdır. Doğumun rahat ve bebekle beraber annenin de sağlıklı olması hamilelik döneminde yaşam şeklindeki değişikliklerle mümkün olabilmektedir. Bedensel egzersizler doğumdan ölüme kadar her yaş grubunda uygulanabilmektedir. Hamilelik döneminde de bedensel egzersiz yapmanın yararları çoktur, bunlar:
* Bacak kramplarının çoğalmasını engeller.
* Sırt ve diğer hamilelik ağrılarını azaltır.
* Vücut ağırlığınızın gereğinden fazla artmasını engeller.
* Hamileliğin ve doğumun rahat geçmesini sağlar.
* Çocuğun içinde yaşayacağı kapsülün genişlemesini sağlar.
* Doğumdan sonra normale dönüşü hızlandırır.
Bu kadar önemli yararları sağlayabilmek için mutlaka bilinçli egzersiz yapılmalıdır.
Egzersiz sırasında dikkat edilecek noktalar ise şunlardır:
Bedensel egzersiz düzenli olarak yapılmalıdır. Bir hafta 3 gün, diğer hafta 1 gün egzersiz yapılarak fizyolojik yarar sağlamak mümkün değildir.
Haftada 4 gün egzersiz yapılmalıdır.
Eğer doktor tarafından hamileliğin riskli olduğu söylenirse doktor izin verene kadar egzersiz yapılmamalıdır.
Egzersiz sırasında belirlenecek en yüksek nabız sayınız hiçbir zaman aşılmamalıdır.
Gövdenin öne ve arkaya eğilmesi engellenmeli, karın bölgesine baskı uygulanmamalıdır.
Hamile kadının daha fazla oksijene ihtiyacı olduğundan yoğun egzersizlerden kaçınmalıdır.
Haftada 1 gün küçük ağırlıklarla kas çalışması yapılmalıdır.
Yağ yakmak için egzersiz yapılmamalı.
Bilinçsizce yapılacak ve kilo vermeye yarayacağı düşünülen diyetlerden uzak durulmalıdır.
Egzersiz sırasında ve sonrasında sıvı alımına dikkat edilmelidir.
Sağlıklı bir bebek, sağlıklı bir anne için egzersizin önemi büyüktür. Bu konuda güvenebileceğiniz bir egzersiz uzmanına danışarak yardım isteyiniz. Hamilelik döneminde sigara ve alkolden uzak kalarak doğru ve dengeli bir beslenme programıyla beraber bilinçli egzersiz yapmalıyız.
Her doğum diş kaybettirmez
Uzun yıllar, hamilelikte diş kaybedilmesi normal gibi algılandı. Hamilelikteki kalsiyum kaybından ötürü, "her doğum bir diş kaybettirir" dendi.
Oysa dişlerinizi hamileliğe feda etmeniz gerekmez. Beslenmeye ve ağız hijyenine dikkat eder, uygun tedaviyi zamanında yaptırırsanız sorunla karşılaşmazsınız. Aslında en iyisi hamileliği planlarken öncesinde diş hekimine gitmek ve varsa sorunlardan kurtulmak.
Çene, yüz ve protez uzmanı Dr. Dt. Hüseyin Fahrioğlu, öncesinde önlem almadan hamile kalanların, ilk üç ayda dişlerine sadece temizlik yaptırabileceklerini söylüyor. İlk üç ayda bebeğin organları gelişiyor. Bu dönemde gereksiz müdahaleler düşüğe yol açabiliyor. Yine de ağrı yapan, müdahale edilmediği takdirde daha çok zarar verebilecek dişlerin çekim, kanal tedavisi gereken durumlarında, çekinmeden diş hekimine gidilmeli. Diş hekimi, bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedaviyi planlayabilir. İkinci üç aylık dönemde, hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimi, kanal tedavisi gibi pek çok tedavi yapılabilir. Üçüncü üç aylık dönemde, bebek anne karnında büyümüştür ve doğum yaklaşmıştır. Aynen ilk üç aylık dönemde olduğu gibi, acil tedaviler dışında herhangi bir müdahaleden kaçınılmalı.
Aslında dişlerde kalsiyum eksilmiyor
Gerçekten hamileliğin diş çürümesine etkisi var mıdır? Uzmanlar bu soruyu "Hayır" diye cevaplıyor. Yaygın kanı, dişlerin mineral (kalsiyum) eksikliğine bağlı çürüdüğü. Aslında hamilelikte dişlerde kalsiyum kaybı olduğunu gösteren bilimsel kanıt yok. Annenin ve bebeğin kemiklerinin sağlıklı gelişimi için günde 1200-1500 mg. kalsiyuma gereksinimleri var. Ağız sağlığına özen gösterenlerde hiçbir şekilde çürük gelişmiyor. Hamilelikteki kusmalar nedeniyle dişlerde çürük artabiliyor. Bunun nedeni de mide asidinin dişler üzerindeki etkisi. Yine de kusmadan hemen sonra iyi diş fırçalama çürük olasılığını en aza indiriyor.
Hormonal değişiklik diş etini bozuyor
Hamilelik sırasında meydana gelen hormonal değişiklik, plak birikimi ve diş eti hastalıkları ile doğrudan bağlantılı. Hamilelik dönemindeki hormon artışı, ağız içinde bakteri plaklarını artırıyor, diş etlerini hassaslaştırıyor. Bu da hamilelik boyunca ağız bakımını asla ihmal etmemek gerektiği anlamına geliyor. Hamilelikte diş eti sorunları sık görülen bir sorun. Diş eti hastalıkları zaten varsa, değişen hormon düzeylerinden dolayı çok daha hızlı ilerliyor. Hamilelikte en çok diş eti kanamaları (gebelik gingivitisi), diş eti büyümeleri (bazen tüm dişin çevresini kaplayacak kadar) görülüyor. Bu sorunların ciddiye alınmasında yarar var. Araştırmalar hamilelikte diş eti hastalığı bulunan anne adaylarında erken doğum riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yine zamanında doğum yapsalar da, bebekleri daha düşük doğum ağırlığına sahip oluyor.
Diş Dostu Derneği, dişleri günde en az iki kez dikkatlice fırçalamanın ve diş ipi kullanmanın plak birikimini büyük ölçüde engelleyeceğini anımsatıyor. Ağız gargarası veya ılık tuzlu suyla yapılan gargaralar da diş etlerinin rahatlamasını sağlıyor ve hassasiyetin azaltılmasında işe yarıyor.
İlk üç ayda röntgen filmi çektirmeyin
Hamilelikte anestezi alınıp alınmayacağı sık sorulan sorulardan. Diş tedavilerinde lokal anestezilerin herhangi bir yan etkisi bugüne kadar rapor edilmemiş.
Bu dönemde tedavi için çok gerekiyorsa ağız içinden 1-2 röntgen filmi alınabilir. Her ne kadar diş hekimliğinde çekilen röntgenlerde verilen radyasyon miktarı çok az ve karın bölgesinden uzak olsa da, gelişimi süren bebeğin ışın almasını önlemek için mutlaka anne adayının kurşun önlük kullanması öneriliyor. Yine de ilk üç ay film çekilmesinden mümkün olduğunca kaçınmak gerekiyor.
Çocukları 2-3 yaşında diş hekimiyle tanıştırın
Çocuklarınızın diş hekiminden korkmasının önüne geçmek istiyorsanız, ikinci doğum günü geçmeden onları diş hekimiyle tanıştırın.
Bu yaştaki çocukta bilinmeyene karşı korku henüz gelişmediğinden, diş hekimine götürmek için en ideal yaş. Çocuk Diş Hastalıkları Uzmanı Dr. Dt. Sinan Urgancıoğlu, çocukların ağız ve diş sağlığını 7 adımda korumayı şöyle özetliyor:
1. Dişleri ve diş etlerini temizlemek: İlk dişlerin çıkmasından itibaren çocuğun dişleri sabah ve akşam olmak üzere iki kere fırçalanmalı. Çocuklara özel, küçük ve yumuşak kıllı fırçalar kullanılmalı.
2. Fluor: Dişi çürümeye dayanıklı bir hale getiriyor. En iyisi içme sularında fluor bulunması. Ülkemizde içme suları fluorlu olmadığından, bu maddenin diş hekiminin tavsiyesine göre tablet şeklinde verilmesi, ayrıca altı aylık kontrollerde yüzeysel uygulanması gerekiyor.
3. Çocukta diş hekimiyle ilgili olumlu imaj yaratmak: Anne-baba kendi korku ve kaygılarını çocuğa yansıtmamalı.
4. Diş hekimiyle erken tanıştırmak.
5. Çocuğun iyi beslenmesini sağlamak: Özellikle et, süt, yoğurt gibi kalsiyum içeren besinler dişlerin gelişimi açısından çok önemli.
6. Diş fırçalamayı öğretmek: Çocuklar genellikle 2-3 yaşlarında diş fırçalamayı öğrenmeye başlıyor. Ancak en az 5-6 yaşına kadar bu işi anne babanın yardımı ve gözetimiyle yapmaları daha uygun.
7. Fissür örtücü: Daimi dişler çıktığı zaman koruma altına alınmalı.Fissür örtücüler dişin girintili, çıkıntılı alanlarına sürülüyor. Bunlar bir bariyer oluşturarak, yiyecek parçacıklarını ve bakterileri uzak tutuyorlar. Arka dişlerde çürüğün önlenmesinde yüzde yüze yakın etkili oldukları biliniyor.
Menopozda ağız içi de değişiyor
Menopoz, ağız ortamını da değiştiriyor. Ağız kuruluğu "xerostomia", ağızda hassasiyet, ağızda ağrı ya da yanma hissi, diş fırçalama sonrası ağızdayanma, tat alma duyusunda değişiklik, çene kemiğinde erime görülebiliyor. Yaşamın her evresinde olması gerektiği gibi hijyene dikkat etmek, diş hekimine düzenligitmek bu sorunlarla başetmekiçin yeterli.
Diş gelişmesi anne rahminde başlıyor
Her ne kadar dişsiz doğsalar da aslında bebeklerin diş gelişimi anne rahminde başlıyor. Bu dönemde bebeğin diş sağlığı için protein ve A vitamini içeren et, süt, yumurta, sebze ve meyvelerin, C vitamininden zengin narenciye, domates ve çileğin, D vitamini için et, süt, yumurta, balık ve kalsiyum içeren süt ve süt ürünleri ile yeşil yapraklı sebzelerin yeterli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.
Bilinçsiz ilaç kullanımından kesinlikle uzak durulmalı. Kullanılan bazı ilaçlar, bebeğin diş sağlığının yanı sıra genel vücut gelişimini de olumsuz yönde etkileyebiliyor.
Anne adaylarına beslenme uyarısı
Çorum Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi Başhekimi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Erdal Orhanoğlu, anne adaylarının, gebelik döneminde beslenme ve doktor kontrolüne önem vermesi gerektiği söyledi.
Doğan bebeğin sağlıklı olması için anne adaylarının hamilelik dönemlerinde yemelerine dikkat etmeleri gerektiğini ifade eden Opr. Dr. Erdal Orhanoğlu, "Gebelik döneminde yapılan her davranış bebeğin istikbalini etkiler. Beslenme, bebeğin zekasından vücut gelişmesine kadar rol oynar. Bebeğin sağlıklı olmasının temeli, anne karnındaki bakımdan kaynaklanıyor" dedi.
"Bebek dünyaya geldiğinde ne kadar bakılırsa bakılsın, iş işten geçmiş oluyor" diyen Dr. Orhanoğlu, anne adaylarına hamileliğin 3, ayından itibaren doktora kontrole gitmelerini tavsiye etti.
Hamile olan anne adaylarının çocuklarının sağlığını düşünmek zorunda olduğunu anlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Dr. Erdal Orhanoğlu, anne adaylarının bölgelerinde sağlık ocakları veya en kötü ihtimalle ebe olabileceğini ifade etti. Orhanoğlu, "3. aydan itibaren ayda bir kere, son 2 ayda 15 günde bir doktor kontrolünden geçmeli. Anne adayları doğru beslenmeyi öğrenmeli. Protein ve vitamini bol, şekeri az gıdalar tüketilmeli. Hayvansal gıdalarda yoğurt ve peynir bebeğin kemik ve beyin gelişiminde rol oynar. Anne karnında yeterli besini almayan bebekler ölü doğum ve düşüklere neden olabilir. Ayrıca, beslenme bozukluğu ile doğacak çocuklar toplum ve aile için yük oluşturacaktır. Hamile kadınlar beslenmelerine dikkat etmelidirler" şeklinde konuştu.
![]()
Çocuk bakımında geleneksel uygulamalar
Çocuk besleme ve bakımı konusunda geçmişten gelen ilginç geleneksel uygulamaların olduğu, bu durumun çocukların sağlığını ve gelişimini olumsuz yönde etkilediği belirtildi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde, çocuk beslenmesi ve bakımı konusundaki bazı geleneksel uygulamalar, annelerin eğitim seviyesi arttıkça azalıyor. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevin Altınyanak, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde, çocuk besleme ve bakımı konusunda geçmişten gelen ilginç geleneksel uygulamaların olduğunu, bu durumun çocukların sağlığını ve gelişimini olumsuz etkilediğini kaydetti. Prof. Dr. Altınyanak, bu uygulamaların, annelerin eğitim seviyesi arttıkça azaldığına dikkati çekti.
Prof. Dr. Altınyanak, bölgede, bebeklerin ateşini düşürmek ve öksürüğünü kesmek için ilginç uygulamaların yapıldığını belirterek, bu uygulamalara şu örnekleri verdi: “Bu konudaki geleneksel uygulamaları sürdüren özellikle kırsal kesimdeki aileler, çocuğun ateşini düşürmek için vücuduna sirke, çiğ süt ve ispirto sürüyordu. Bir başka geleneksel uygulama da, çocukların öksürüklerinin kesilmesi için gerçekleştiriliyordu. Çocuğun öksürüğünün kesilmesi için sırtına gaz yağlı gazete kağıdı yerleştiriliyor, karabiberli çay veya yağlı pekmez içiriliyor, bunun yanında boynuna anahtar bağlanan çocuklar çöplüklerin üzerinden atlatılıyordu. Bu şekilde çocuğun öksürüğünün geçeceğine inanılıyordu. Çocuğun burun tıkanıklığı geçsin diye bazen çocuğun burnuna şekerle karıştırılmış tereyağı konuluyordu.”
Annenin eğitim düzeyi arttıkça, bu uygulamaların azaldığına işaret eden Prof. Dr. Altınyanak, bu duruma maruz kalan annelerin çocuk bakımını kendi annesinden ve yakın akrabalarından öğrendiğinin saptandığını söyledi.
Her yıl yüzbinlerce çocuk ölüyor
Türkiye’de bilgisizlik ve yanlış bilgilendirilme nedeniyle her yıl yüzbinlerce çocuğun öldüğünü ya da sağlıksız yaşadığını belirten Prof. Dr. Altınyanak, bebek ölümlerinin azaltılabilmesi için başta anne ve anne adaylarının eğitilmesi gerektiğini söyledi. Yaygın eğitimde özellikle kitle iletişim araçlarına önemli görevler düştüğünü kaydeden Prof. Dr. Altınyanak, radyo ve televizyonların kültür ve eğitimin yaygınlaştırılmasında kullanılmasına rağmen, programların zaman, süre ve nitelik bakımından yetersiz kaldığına dikkati çekti.
Bunun yanında Doğu’da, aile planlamasına yönelik talebin düşük olduğuna da değinen Prof. Dr. Altınyanak, “Dolayısıyla çocuk sayısı arttıkça bebeğe ilgi ve bakım da azalıyor” dedi. Prof. Dr. Altınyanak, son araştırmalara göre, bebek ölüm hızının Türkiye’de bölgeler arasında farklılık gösterdiğini belirterek, batı bölgelerinde bebek ölüm oranı binde 38 iken, Doğu’da bu oranın binde 76 olduğunu, bunun ekonomik ve kültürel düzey ile yakın ilişkili olduğunu sözlerine ekledi.
KAYNAK : Hurriyet
- gülben ergen aşksın sen - sohbet